Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Müşterek Bir Hak Olarak Coğrafi İşaretler

Günümüzde coğrafi işaretler üzerine yürüyen tartışma, aslında yalnızca bir etiketleme ya da kalite güvencesi meselesi değildir; daha derinde, mülkiyet, müşterekler ve yerelin kaderi üzerine bir mücadeleyi barındırır. “Çitleme” (enclosure) kavramı, tarihsel olarak ortak kullanımda olan kaynakların özel mülkiyete dönüştürülmesini ifade eder. Bugün ise bu kavram, bilgi, kültür ve hatta tat gibi maddi olmayan değerlerin nasıl sahiplenildiğini tartışmak için yeniden gündemdedir. Bu çerçevede sorulması gereken soru şudur: Coğrafi işaretler, müştereklerin çitlenmesinin yeni bir aracı mı, yoksa buna karşı geliştirilen demokratik bir savunma hattı mı? Benim durduğum yer nettir: Coğrafi işaretler, doğru kurulduğunda ve yerel toplulukların denetiminde olduğunda, müştereklerin korunmasının ve demokratikleşmesinin güçlü araçlarından biridir. Öncelikle, coğrafi işaretlerin doğasına bakalım. Bir ürünün belirli bir coğrafyayla, iklimle, bilgi birikimiyle ve kültürel pratiklerle bağını tanımlarlar. B...

Algının mekanı, Üretimin mekanı: Monet ile Lefebvre Arasında Bir Diyalog

Cer Modern'de 'Monet ve Cezanne" Zamansız baş yapıtlar, yeni bir bakış temalı dijital sergi mekan hakkındaki düşüncelerimize yeni bir kapı açtı diyebilirim. Sergi nedeniyle Monet ile ilgili yeni öğrendiklerimizle mekan hakkındaki düşünceleri nedeniyle tanıdığımız Lefebvre arasında bir iletişim kurma çabasıyla şunlar söylenebilir: Claude Monet ile Henri Lefebvre hiçbir zaman karşılaşmadı. Birincisini 19. yüzyılın, ikincisini de 20. yüzyılın insanı olarak nitelemek yanlış olmaz sanırım. Bu iki Fransız aynı dönemin insanları değillerdi; aynı kavramlarla düşünmediler ama buna rağmen mekan üzerine düşündükleri, sanki birbirini tamamlayan iki farklı ses gibi yankılanır. Biri görerek düşünür, diğeri düşünerek görür. Ve ikisi de aynı sorunun etrafında dolaşır: Mekân nedir? Monet’nin resimleri, ilk bakışta doğayı betimler gibi görünür. Bir bahçe, bir köprü, bir katedral… Ancak dikkatle bakıldığında, onun yaptığı şeyin temsil etmekten çok çözmek olduğu fark edilir. Mekân, Monet’ni...

2. Uluslararası Antalya Coğrafi İşaretler Zirvesi’nin Ardından: Hangi Turizm? Hangi Gastronomi?

YÜciTA (Yöresel Ürünler ve Coğrafi İşaretler Türkiye Araştırma Ağı) tarafından planlanan, ATSO’nun katkılarıyla gerçekleştirilen ve Akdeniz Üniversitesi Coğrafi İşaretler Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin de destek verdiği 2. Uluslararası Antalya Coğrafi İşaretler Zirvesi (16-17 Nisan, 2026) Antalya’nın yerel değerleriyle yeniden temas kurma çabasının önemli bir ifadesi olmuştur. Kolaylaştırıcısı olduğum ‘Turizm ve Gastronomi Birlikteliği ve Başarı Hikayeleri’ başlıklı bölümde haklı başarı örneklerini dinlerken her bir konuşmacı tarafından değinilen veya hissettirilen sorunlar üzerine ben de şu soruyu sordum: Hangi turizm? Hangi gastronomi? Bu soru, yüzeyde bir tercih meselesi gibi görünse de, gerçekte eleştirel bir perspektifle turizmin ve gastronominin ekonomi politiğini yani sistemi sorgulamak amaçlı sorulmuştur. Çünkü turizm ve gastronomi, yalnızca sektörlerle ilgili değil; değer üretiminin, bölüşümün ve mekânsal örgütlenmenin de etkin ve edilgen parçasıdır. Antalya bugün, yakla...

ESPANA MANIA:Turizmin Ardındaki Toplumsal Hikaye…

Son haftalarda Türkiye’de İspanya’ya yönelik artan bir toplumsal sempati dikkat çekiyor. Bu ilgiyi yalnızca güncel gelişmelerle açıklamak kolaycılık olur kanısındayım, daha derinde, bir ülkenin geçirdiği dönüşüme duyulan merak ve belki de örtük bir karşılaştırma ihtiyacı yatıyor. Bu nedenle, her ne kadar bir turizm yazısı kaleme almış olsak da, İspanya’yı turizm üzerinden değil, turizmi mümkün kılan toplumsal ve mekânsal dönüşüm üzerinden okumak daha anlamlı görünmektedir. 1930’lu yıllar İspanya için sert bir kırılma dönemiydi. İspanya İç Savaşı ile derinleşen kriz, ülkeyi Franco’nun yaklaşık kırk yıl sürecek otoriter yönetimine taşıdı. Bu dönem yalnızca siyasal baskılarla değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel alanın daraltılmasıyla kurumsallaştı. Ancak bu tür rejimler, her zaman kendi karşı dinamiklerini de üretiyor... 1960’lı ve 70’li yıllar, dünya genelinde olduğu gibi İspanya’da da ekonomi politik dönüşümlerin ve toplumsal hareketlerin yükseldiği bir dönemdi. Kentlerde ortay...

Türk Gastronomisinin İnovasyonu Ne Olmalı?

Topraktan Kültüre, Yöreden Coğrafi İşaretlere Bir Yol Arayışı… Son yıllarda sıkça kullandığımız bir ifade: “Türk gastronomisi dünya markası olmalı". Peki bu tam olarak ne anlama geliyor? Daha fazla “fine dining” restoran mı? Daha yaratıcı tabaklar mı? Yoksa Michelin yıldızlarıyla ölçülen bir başarı mı? Bu soruların hepsi önemli olabilir, ama belki de asıl soruyu henüz sormadık: Türk gastronomisinin gerçek inovasyonu ne olabilir? Burada tartışmaya açmak istediğim konu: Türk gastronomisinin inovasyonu, yeni tekniklerde ya da sunumlarda değil; toprakla kurduğu ilişkiyi yeniden kurmasında, kültürel sürekliliği korumasında ve yöre temelli bir üretim anlayışını coğrafi işaretlerle güçlendirmesinde yatıyor olmasıdır. Gastronomi Nerede Başlar? Gastronomi çoğu zaman mutfakta başlıyor gibi düşünülür. Oysa gerçek başlangıç noktası mutfak değil, topraktır. Bir domatesin tadı, bir peynirin aroması ya da bir zeytinyağının karakteri; yalnızca tarifle değil, yetiştiği yerle belirlenir. Anadolu...

Mekan ve Turizm

Mekânı doğru algılamak, onun durağan bir zemin değil; yaşayan, değişen ve sürekli akış hâlinde olan bir süreç olduğunu kabul etmekle başlar. Bize bunu hatırlatan düşünürlerden Henri Lefebvre, mekânın yalnızca fiziksel bir varlık olmadığını, toplumsal ilişkiler tarafından üretildiğini söyler. Bu fikir ilk bakışta soyut görünebilir; fakat gündelik hayatımıza biraz dikkatle baktığımızda aslında son derece somut bir gerçeğe işaret ettiğini fark ederiz. Çünkü yaşadığımız sokaklar, kullandığımız meydanlar, uzaklaştığımız ya da yakınlaştığımız yerler—hepsi toplumsal hayatın izlerini taşır. Mekân, hayatın sahnesi değil, bizzat kendisidir; durağan değil, akışkandır. Turizm tam da burada devreye girer. Çoğu zaman turizmi rakamlarla düşünürüz: gelirler, yatırımlar, büyüme oranları, ziyaretçi sayıları… Oysa turizm sayıları değil, önce mekânı değiştirir. Bir kıyının kullanım biçimini, bir mahallenin ritmini, bir kentin hafızasını dönüştürür. Ekonomik sonuçlar daha sonra gelir. Bu yüzden turizmi ya...

Trevi Çeşmesini Paralı Yapmak Çözüm mü?

Overtourism tartışmaları derinleştikçe, birçok destinasyonun benzer reflekslerle hareket ettiğini görüyoruz; turist vergileri, giriş ücretleri, rezervasyon zorunlulukları, saatlik kotalar… Son olarak Roma’da Trevi Çeşmesi için gündeme gelen “turistlerden ücret alınması” fikri, bu yaklaşımın sembolik bir örneği. İlk bakışta bu tür uygulamalar, artan turist baskısına karşı cesur ve gerekli önlemler gibi sunuluyor. Oysa biraz yakından bakıldığında, bunların sorunu çözmekten çok, onu yeniden paketleyen yönetimsel araçlar olduğu görülüyor. Benzer bir gelişme yakın zamanda yine İtalya'da yaşandı; Venedik'i nisan-temmuz arasında ziyaret etmek isteyen turistlerden 5 Euro alınıyor. Bir uygulama da Japonya'dan; aşırı turist kalabalığının yarattığı rahatsızlıklar nedeniyle Fuji Dağının ikonik görüntüsüne ev sahipliği yapan Fujiyoshida Kasabasında her yıl yapılan kiraz çiçeği festivali iptal edildi. Bu örnekler gün geçtikçe çoğalacaktır. Asıl mesele şu ayrımı netleştirmek: Turizmi y...

Turizm sorunsalı…

Ülkemizde (Global olarak da düşünebiliriz) turizmin yıllardır benzer sorunları üretmesinin, bir türlü istikrar kazanamamasının ve neredeyse her sezon yeni bir krizle karşı karşıya kalmasının ardında sanıldığından çok daha derin bir neden yatıyor. Bu neden, turizmin politik bir alan olarak görülememesi, aksine ısrarla siyasal tartışmalardan arındırılmış, teknik bir mesele gibi sunulan bir alan hâline getirilmesidir. Oysa turizm, doğası gereği son derece politik bir faaliyettir; çünkü mekânı dönüştürür, kültürü dönüştürür, sosyal ilişkileri ve yaşam biçimlerini yeniden kurar, çevreyi etkiler, yerel halkın gündelik hayatını değiştirir ve ekonomik kaynakların dağılımını belirler. Buna rağmen Türkiye’de turizm, adeta sadece ekonomik bir mühendislik konusuymuş gibi değerlendirilmekte, turizmcilerin alanına hapsedilmekte ve toplumsal etkilerinin konuşulması çoğu zaman tercih edilmemektedir. Bu depolitizasyonun en görünür biçimi, turizmin teknik diller ve uzmanlık kavramlarıyla çerçevelenmes...

Eleştirel bir kavram önerisi; ‘Coğrafi İşaretmania’

Türkiye’de coğrafi işaret sisteminin gelişimi, 2010’lu yıllardan itibaren hızlanan tescil başvuruları, yerel yönetimlerin, ticaret borsalarının ve kalkınma ajanslarının sürece aktif biçimde dâhil olmasıyla dikkat çekici bir ivme kazanmıştır. Bu süreç, kültürel mirasın korunması, yerel ürünlerin değer kazanması ve kırsal kalkınmanın desteklenmesi açısından olumlu bir tablo sunsa da, niceliksel artışın niteliksel derinliği gölgelediği bir eğilime de işaret etmektedir. Ayrıca bu eğilim üretici birliklerini de dışarda bırakmıştır. Bunu “coğrafi işaretmania” olarak adlandırabiliriz. Kavram, coğrafi işaretlerin esas amacından saparak, tescil sayısının bir performans göstergesi olarak öne çıktığı, tescilin kendisinin bir “amaç” haline geldiği durumu anlatır. “Coğrafi işaretmania” olgusu, Harrison’un (2013) “heritage mania” kavramında olduğu gibi, kültürel mirasın politik ve ekonomik sermayeye dönüştürülmesi sürecini çağrıştırır. Coğrafi işaretler, bir yandan “yerellik”, “otantiklik” ve “ka...

‘Kent Hakkına’ Sinemasal Bir Atıf…

Robert Guédiguian’ın And the Party Goes On filmi, 5 Kasım 2018’de Marsilya’nın* Noailles semtinde yaşanan iki binanın çöküşü sonucu sekiz kişinin ölümüyle yaşanan trajediyi, sadece yerel bir felaket olarak değil, neoliberal kent politikalarının insani sonuçlarını görünür kılan bir toplumsal yara olarak ele alır. Film, kentsel mekânın yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda etik ve politik bir alan olduğunu hatırlatıyor. Homeros’un büstünün yer aldığı meydanda mahalle sakinlerinin bir araya gelerek metin okumaları, sinematografik olarak bir kamusal yas ve tanıklık ritüeli oluştururken günümüz Kentsel Toplumsal Hareketlerine de bir katkı niteliğinde. Bu sahne, Henri Lefebvre’in “kent hakkı” kavramını çağrıştıracak biçimde, kentte var olma ve söz söyleme hakkının geri kazanılmasını temsil etmektedir. Homeros’un büstü burada sembolik bir figürdür: Antik destanların kahramanlarını yücelten bir kültürün, günümüzün yoksul kent sakinlerini de destansı bir direniş öznesi hâline getirme çabası h...

Kültür Turizmine Etik Bir Bakış

Bugüne kadar genellikle turizm ve kültür konu olduğunda “sinerji”, hatta “simbiyoz” türü ilişkiler öne çıktı, hakim ekonomik sistemde bu tartışma hep gündemde tutulmuştur.Öte yandan, yaşadığımız çoklu krizlerin etkisiyle asıl söz konusu olan bu iki kavram arasındaki “gerilim” den bahsetmek gerekiyor. Bu bahsi öncelikle etik boyutuyla başlatmak,- ekonomi-politik sistemi tartışmadan - belki de sorunların kaynağını görmemiz açısından yararlı olabilir. Ülkemizde malum turizm tartışmaları, algısı ve gerçekliği konusunda çok canlı ancak verimliliği tartışılır bir gündem hep oldu…Yine böyle bir zamanda turizm adına yapılanları etik bir bakış açısıyla değerlendirmek ufkumuza katkı verecektir. Kültür turizmi, turizmin evrildiği yöndür. Ancak bu gelişme, çoğu zaman kültürün bir değer olarak değil, bir kaynak olarak görülmesi üzerinden şekillenmektedir. Meseleyi "değer" kavramıyla irdelemeye aldığımızda kuşkusuz ahlak ve etik tartışmalarına girmek gerekir. “Kültürün ticarileşmesi” ya ...

Dünya Turizm Günü Mesajı ve Türkiye Turizmi için Çıkarımlar: Dönüşümün Aciliyeti

27 Eylül 2025’te Melaka, Malezya’da kutlanan Dünya Turizm Günü, bu yıl “Turizm ve Sürdürülebilir Dönüşüm” temasıyla turizmi yalnızca ekonomik bir sektör değil, toplumsal ilerlemenin ve sürdürülebilir kalkınmanın anahtarı olarak konumlandıran güçlü ve bilindik bir çerçeve sunmaktadır. Bu bağlamda Birleşmiş Milletler Turizm Örgütü’nün (UN Tourism) yayımladığı kavram notu turizmin büyüme potansiyelinin ötesine geçerek, yönetişimden eğitime, inovasyondan çevreye kadar birçok boyutta küresel bir çağrı niteliği taşıyor. Bu küresel çağrı, Türkiye turizminin mevcut yapısal sorunlarıyla doğrudan ilişkilidir. Türkiye’nin turizm politikaları hâlen kısa vadeli döviz gelirlerine odaklanmakta, uzun vadeli sürdürülebilirlik ve iklim hedefleri yeterince merkezde yer almamaktadır. Bölgesel destinasyon yönetim organizasyonlarının zayıflığı, yerel katılım ve şeffaflık eksikliği sorun yaratmaktadır. Eğitim ve insan kaynağı açısından turizmde nitelikli işgücü eksikliği kronikleşmiş, gençlerin mesleki eğ...

Kitle Turizmi, Turistikleştirme ve Aşırı Turizm: Olgu, Süreç ve Rejim İlişkisi*

Kitle turizmi, modern dönemin en belirgin toplumsal olgularından biri olarak karşımıza çıkar. Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren gelişen charter uçuşlar, paket tur organizasyonları ve kitlesel sahil tatilleri, turizmi geniş halk kitlelerinin ulaşabileceği bir pratik haline getirmiştir. Bu nedenle kitle turizmi yalnızca ekonomik bir etkinlik değil, aynı zamanda toplumsal alışkanlıkları, mekânsal düzenlemeleri ve kültürel pratikleri dönüştüren bir toplumsal olgudur. Antalya kıyılarında yükselen tatil köyleri ya da İspanya’nın Costa Brava sahilleri, bu olgunun somut tezahürleri olarak okunabilir. Ancak kitle turizmi salt bir varlık alanı olarak kalmaz; aynı zamanda mekânı dönüştüren dinamik bir süreç doğurur. Bu süreç turistikleştirme olarak adlandırılır. Turistikleştirme, gündelik yaşam mekânlarının, doğal ve kültürel alanların, sermaye birikimi uğruna turistik tüketime uygun biçimde yeniden düzenlenmesi sürecidir. Bu noktada David Harvey’in spatial fix kavramı aydınlat...

Kent, Turizm ve Sınır Nesnesi: Krizlerin Gölgesinde Ortak Bir Zemin

Sosyal bilimlerde “sınır nesnesi” (boundary object) kavramı, farklı toplumsal gruplar, aktörler veya bilgi alanları arasında iletişimi, etkileşimi ve müzakereyi mümkün kılan esnek ama paylaşılan bir referans noktasını ifade eder. Bu kavram ilk olarak Star ve Griesemer tarafından bilimsel topluluklar ve yerel aktörler arasındaki işbirliklerini açıklamak için geliştirilmiş, sonrasında kentsel çalışmalar, çevre politikaları ve turizm gibi alanlara da uyarlanmıştır. Kent, tam da böyle bir sınır nesnesi işlevi görür. Planlamacılar için kent, yönetilmesi gereken mekânsal birimler bütünüdür; girişimciler için ekonomik fırsatların mekânı; sakinler için gündelik yaşamın sahnesi; turistler içinse deneyimlenecek bir destinasyondur. Her aktör kente farklı anlamlar yükler, ancak kent herkesin ortaklaştığı bir zemindir. Bu çerçevede turizm de bir sınır nesnesi haline gelir: Kültürel mirasın korunması, ekonomik kalkınma, çevresel sürdürülebilirlik, yerel halkın refahı gibi birbirinden farklı hedefl...

İstanbul’un Garları Üzerine…

İstanbul’u İstanbul yapan mekanlar, belleğin ve gündelik yaşamın kesişme noktalarıdır. Haydarpaşa ve Sirkeci tren garları da tam bu tanıma oturur. Şimdiyse bu iki simgesel yapı, “kültür ve sanatla yeniden canlanma” vaatleriyle gündemde. Peki bu vaatlerin ardında ne var? 1908’de hizmete giren Haydarpaşa ve 1890’lı yıllarda açılan Sirkeci Garı, İstanbul’un toplumsal ve mekânsal dokusunun önemli düğüm noktaları. Uzun yıllar trenlerle, limanla, vapurla ve kentlilerin adeta bir buluşma mekânı olarak işlev gördüler. Ama son yıllarda bu fonksiyonlar zayıfladı: bazı işler durdu, bazı alanlar atıl kaldı. Kamusal kullanım azaldı, bekleyiş arttı. 2024 sonlarında Kültür ve Turizm Bakanlığı bu duruma müdahale kararı aldı ve “Haydarpaşa ve Sirkeci Boğaz’ın Birleştirici Gücü Gar-Kültür-Sanat Projesi”ni açıkladı. Bu projeyle birlikte: Garların “tarihi eser” statüsündeki yapıların restorasyonu planlanıyor. Gar hizmeti, en azından bazı ölçülerde korunacak; demiryolu taşımacılığı “tamamen kapanm...

Turizm ve Yerel Yönetimler (Turizmin geleceği?)

Yerel yönetimler çoğu zaman “demokrasinin okulu” olarak tanımlanır. Bu, tam da böyledir…Çünkü insanlar siyasal yaşama doğrudan yerel yönetimler aracılığıyla katılır; mahallesinde yapılan bir yol çalışması, sahil düzenlemesi ya da festival kararı aslında demokrasinin en canlı yüzüdür. Turizm ise sadece ekonomik gelir sağlayan bir sektör değil, aynı zamanda kültürel kimlik, mekânsal adalet ve yerel temsil ve katılım gibi konularla doğrudan ilişkili bir alandır. İşte bu nedenle, turizmin nasıl yönetildiği aslında yerel demokrasinin nasıl işlediğini de gösterir. Bir turizm projesi düşünün; yeni bir otel, bir sahil düzenlemesi ya da tarihi bir alanın ziyarete açılması… Bu kararlar sadece turistleri değil, asıl orada yaşayan insanları doğrudan etkiler. Bu yüzden yerel yönetimlerin halkı karar sürecine dahil etmesi, yani temsil ve katılımı güçlendirmesi, hem demokrasi hem de turizmin sürdürülebilirliği açısından hayati öneme sahiptir. Demokrasinin temel ilkelerinden biri, kararların halka e...

"Overtourism” protestoları üzerine…Kısaca

“Kentlerdeki kaynakların dengesiz dağılımıyla ortaya çıkan ekonomik sömürüye karşı toplumsal sınıfların tepki göstermesi kentsel toplumsal hareket olarak adlandırılmıştır… 1968 yılında, sanayi toplumunun ve ekonomik düzenin sorgulanmasıyla başlayan ve 70’li yıllarda çevre, kadın, gençlik, anti-militarist ve nükleer enerji karşıtı hareketlerin hız kazanmasıyla kapitalist ekonomik sisteme ve siyasal düzene karşı eylemlerin mekanı kentler olmuştur. Küreselleşme süreciyle uygulanan yeni sağ politikaların kentler üzerindeki mekânsal, ekonomik, toplumsal-kültürel ve yönetsel etkileri bu hareketleri daha da canlandırmıştır. Kentsel toplumsal hareketlerin odaklandığı konular dönemin ilişkilerinden, ideolojik ve siyasal yapılarından etkilenmektedir.” (Keleş & Mengi, 2021, Kent Hukuku, s. 81–82) Bu açıklama, kentsel toplumsal hareketlere tarihsel ve mekânsal zemin kazandırırken, küreselleşme ve neoliberal dönüşümlerin kent üzerindeki etkisinin de fark edilmesini sağlıyor. Öte yandan günümü...

Ağaçların dehası…Harriet Rix’in kitabı üzerine inceleme; Ağaçlar dünyayı nasıl yönetir?

En son ne zaman bir ağaca “teşekkür ederim” dediniz? Belki de bunu daha sık yapmalıyız. Çünkü onlara, farkında olsak da olmasak da, her şeyimizi borçluyuz: Soluduğumuz havayı, bastığımız toprağı, hatta hiç akla gelmeyen ayrıntıları… Parmak izlerimizin kıvrımlarını, bedenimizin duruşunu ve belki de rüyalarımızı bile onlara… Britanyalı ağaç bilimi danışmanı Harriet Rix, yeni kitabında ağaçları doğanın büyüleyici bir gücü olarak sunuyor; zamanla “dünyayı büyük bir güzellik ve olağanüstü çeşitlilikle dokunmuş” bir yer haline getiren bir güç olarak. Peki ağaçlar bunu nasıl başardı? Ve gerçekten “deha”ya sahip oldukları söylenebilir mi? Eğer hayatın yüz milyonlarca yıl önce denizden karaya çıkışını hayal edecek olursak, gözümüzün önünde muhtemelen Geç Devoniyen döneminde sığlıklardan kendini dışarı atan, insan boyunda, gevşek yüzgeçli bir balık olan Tiktaalik canlanır. Oysa asıl evrimsel “eureka” anı, belki de çok daha öncesinde, şanslı bir yeşil algin Kambriyen kıyısına vurup ölümcül U...

Kent kültürdür: İnsanın, yaptığı, ettiği ve yaşadığı yer

Kültür, insanın yaptıkları ve ettikleridir. Bu tanım, kent olgusunu anlamanın da güçlü bir çıkış noktasıdır. Çünkü kent, yalnızca binaların, yolların ve altyapının toplamı değil, insanın mekânla kurduğu tarihsel, toplumsal ve kültürel ilişkinin somutlaşmış halidir. Başka bir ifadeyle, kent insanın yaptığı, ettiği ve birlikte yaşadığı bir kültürel alan olarak varlık bulur. Kentleri insanlar inşa eder; ancak zamanla kentler de insanları biçimlendirir. Gündelik alışkanlıklarımız, sosyal ilişkilerimiz, hatta hayallerimiz bile yaşadığımız kentin ritmiyle şekillenir. Dar sokaklı, mahalle ilişkilerine dayalı bir kentte komşuluk ve aidiyet duygusu güçlenirken, gökdelenlerle çevrili, araç trafiğine teslim olmuş bir kentte hız, anonimlik ve bireyselleşme ön plana çıkar. Bu nedenle kent, sadece fiziksel bir yerleşim alanı değil, aynı zamanda toplumsal bir organizasyon ve kültürel bir üretim alanıdır. İnsanlık tarihi boyunca kentler önce barınma ve korunma gibi temel ihtiyaçlar doğrultusunda or...

Yoksullaştıran Büyüme ve Türkiye Turizmi: Bir Paradoksun Anatomisi (Kısaca)

Türkiye ekonomisinin lokomotif sektörlerinden biri olan turizm, son yıllarda ciddi bir büyüme performansı sergiledi. 2023 yılında Türkiye’ye gelen turist sayısı 50 milyonun üzerine çıktı, döviz gelirleri rekor seviyelere ulaştı. Ülke, 2025’te en fazla turist alan 4. Ülke konumuna erişti (UN Tourism). Ancak bu büyüme, toplumsal refahı artırmakta neden sınırlı kaldı? Neden turizm bölgelerinde yoksulluk, gelir eşitsizliği, turizm soylulaştırması ve çevresel tahribat devam ediyor? Bu soruların cevabı, iktisat literatüründeki çarpıcı bir kavramda gizli: yoksullaştıran büyüme. Yoksullaştıran Büyüme Nedir? İktisatçı Jagdish Bhagwati tarafından kuramlaştırılan yoksullaştıran büyüme (immiserizing growth) kavramı, bir ekonominin büyürken aynı zamanda toplumun genel refahını azaltmasını ifade eder. Yani, makro ölçekte artan üretim ve gelir, mikro düzeyde yoksulluğu azaltmak yerine derinleştirebilir. Bu paradoks, özellikle dışa bağımlı, düşük katma değerli sektörlerde ve çevresel, sosyal sürd...