Türkiye'de turizm uzun yıllardır neredeyse tartışılmaz bir başarı hikâyesi olarak anlatılıyor. Her sezon kırılan ziyaretçi rekorları, milyarlarca dolarlık gelir, artan uçuş sayıları, yeni oteller, yeni marinalar, yeni kruvaziyer limanları... Resmî söylemde bunların tamamı ekonomik başarının göstergesi kabul ediliyor. Turizm hâlâ "bacasız sanayi" olarak övülüyor. Fakat belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi: Gerçekten bacasız mı? Çünkü bacası görünmeyen her üretim biçimi dumansız değildir. Geçtiğimiz günlerde The Guardian'da yayımlanan bir değerlendirme yazısı tam da bu sorunun peşinden gidiyor. Yazının dikkat çekici yanı, son yıllarda Avrupa'nın birçok turistik kentinde yükselen turist karşıtı protestoları alışıldık biçimde okumaması. Sorunun turistler olmadığını söylüyor. Asıl sorun; kıyıları, kentleri ve yaşam alanlarını küresel sermayenin yatırım nesnesine dönüştüren politik-ekonomik düzendir. Bugün Portekiz'den Arnavutluk'a, İspanya'd...
UNESCO Dünya Miras Listesi, uzun yıllardır insanlığın ortak kültürel ve doğal mirasını korumanın en önemli araçlarından biri olarak görülüyor. Bir yerin bu listeye girmesi, uluslararası tanınırlık kazanması, koruma fonlarına erişebilmesi ve çoğu zaman turizm gelirlerinin artması anlamına geliyor. Ancak son yıllarda ilginç bir tartışma giderek daha görünür hâle geliyor: Bazı yerel topluluklar, UNESCO Dünya Miras Listesi'nden çıkarılmayı talep ediyor. BBC Travel'da Bailey Berg'in yayımladığı makale, bu dikkat çekici dönüşümü iki örnek üzerinden ele alıyor. Slovakya'daki küçük Vlkolínec köyü, UNESCO statüsü sayesinde her yıl on binlerce ziyaretçi çekmeye başladı. Buna karşın köyde yaşayan bazı insanlar, artan turizm baskısının yaşamlarını zorlaştırdığını düşünüyor. Benzer şekilde Tanzanya'daki Ngorongoro Koruma Alanı'nda yaşayan Maasai toplulukları da, uluslararası koruma politikalarının geleneksel yaşam alanlarını daralttığını savunuyor. Aslında bu örnekler ya...