Robert Guédiguian’ın And the Party Goes On filmi, 5 Kasım 2018’de Marsilya’nın* Noailles semtinde yaşanan iki binanın çöküşü sonucu sekiz kişinin ölümüyle yaşanan trajediyi, sadece yerel bir felaket olarak değil, neoliberal kent politikalarının insani sonuçlarını görünür kılan bir toplumsal yara olarak ele alır. Film, kentsel mekânın yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda etik ve politik bir alan olduğunu hatırlatıyor.
Homeros’un büstünün yer aldığı meydanda mahalle sakinlerinin bir araya gelerek metin okumaları, sinematografik olarak bir kamusal yas ve tanıklık ritüeli oluştururken günümüz Kentsel Toplumsal Hareketlerine de bir katkı niteliğinde. Bu sahne, Henri Lefebvre’in “kent hakkı” kavramını çağrıştıracak biçimde, kentte var olma ve söz söyleme hakkının geri kazanılmasını temsil etmektedir. Homeros’un büstü burada sembolik bir figürdür: Antik destanların kahramanlarını yücelten bir kültürün, günümüzün yoksul kent sakinlerini de destansı bir direniş öznesi hâline getirme çabası hissediliyor.
Filmdeki bu toplu okuma sahnesi, toplumsal dayanışmanın sinematik bir biçimidir. Guédiguian, bireysel kahramanlık anlatılarını reddeden bir yönetmen; bunun yerine kolektif bir ses, çoklu bir özne yaratır. “Hepimiz buradayız çünkü unutmayacağız” tonundaki bu sahne, unutmaya karşı bir politik hafıza pratiği üretiyor.
Dolayısıyla And the Party Goes On, yalnızca bir kent trajedisinin sinemasal temsili değildir; aynı zamanda hafızanın, dayanışmanın ve adalet talebinin kentsel mekânda yeniden inşasıdır. Guédiguian, Marsilya’yı hem somut bir şehir hem de politik bir vicdan mekânı olarak konumlandırır. Böylece film, çağdaş Avrupa kentlerinde yoksullaştırma ve dışlama süreçlerine karşı sinemanın etik bir müdahale alanı olabileceğini kanıtlamaktadır. Kent hakkı bağlamında film hem sevgiyle bağlı olunan/sahiplenilen bir kent'e hem de dönüştürücü ve adalet istemine yol açan kentsel toplumsal hareketlere atıf yapıyor…
*Marsilya, Avrupa’nın en yıpranmış konut stokuna sahip kenti olarak gözüküyor, nedenleri ise... Marseille falls apart: why is France's second city crumbling? (Bknz. Angelina Chrisafis'in The Guardian'da 21 Mart 2019'da yayınlanan yazısı.)
“Kentlerdeki kaynakların dengesiz dağılımıyla ortaya çıkan ekonomik sömürüye karşı toplumsal sınıfların tepki göstermesi kentsel toplumsal hareket olarak adlandırılmıştır… 1968 yılında, sanayi toplumunun ve ekonomik düzenin sorgulanmasıyla başlayan ve 70’li yıllarda çevre, kadın, gençlik, anti-militarist ve nükleer enerji karşıtı hareketlerin hız kazanmasıyla kapitalist ekonomik sisteme ve siyasal düzene karşı eylemlerin mekanı kentler olmuştur. Küreselleşme süreciyle uygulanan yeni sağ politikaların kentler üzerindeki mekânsal, ekonomik, toplumsal-kültürel ve yönetsel etkileri bu hareketleri daha da canlandırmıştır. Kentsel toplumsal hareketlerin odaklandığı konular dönemin ilişkilerinden, ideolojik ve siyasal yapılarından etkilenmektedir.” (Keleş & Mengi, 2021, Kent Hukuku, s. 81–82) Bu açıklama, kentsel toplumsal hareketlere tarihsel ve mekânsal zemin kazandırırken, küreselleşme ve neoliberal dönüşümlerin kent üzerindeki etkisinin de fark edilmesini sağlıyor. Öte yandan günümü...
Yorumlar
Yorum Gönder