Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Müşterek Bir Hak Olarak Coğrafi İşaretler

Günümüzde coğrafi işaretler üzerine yürüyen tartışma, aslında yalnızca bir etiketleme ya da kalite güvencesi meselesi değildir; daha derinde, mülkiyet, müşterekler ve yerelin kaderi üzerine bir mücadeleyi barındırır. “Çitleme” (enclosure) kavramı, tarihsel olarak ortak kullanımda olan kaynakların özel mülkiyete dönüştürülmesini ifade eder. Bugün ise bu kavram, bilgi, kültür ve hatta tat gibi maddi olmayan değerlerin nasıl sahiplenildiğini tartışmak için yeniden gündemdedir. Bu çerçevede sorulması gereken soru şudur: Coğrafi işaretler, müştereklerin çitlenmesinin yeni bir aracı mı, yoksa buna karşı geliştirilen demokratik bir savunma hattı mı? Benim durduğum yer nettir: Coğrafi işaretler, doğru kurulduğunda ve yerel toplulukların denetiminde olduğunda, müştereklerin korunmasının ve demokratikleşmesinin güçlü araçlarından biridir. Öncelikle, coğrafi işaretlerin doğasına bakalım. Bir ürünün belirli bir coğrafyayla, iklimle, bilgi birikimiyle ve kültürel pratiklerle bağını tanımlarlar. B...

Algının mekanı, Üretimin mekanı: Monet ile Lefebvre Arasında Bir Diyalog

Cer Modern'de 'Monet ve Cezanne" Zamansız baş yapıtlar, yeni bir bakış temalı dijital sergi mekan hakkındaki düşüncelerimize yeni bir kapı açtı diyebilirim. Sergi nedeniyle Monet ile ilgili yeni öğrendiklerimizle mekan hakkındaki düşünceleri nedeniyle tanıdığımız Lefebvre arasında bir iletişim kurma çabasıyla şunlar söylenebilir: Claude Monet ile Henri Lefebvre hiçbir zaman karşılaşmadı. Birincisini 19. yüzyılın, ikincisini de 20. yüzyılın insanı olarak nitelemek yanlış olmaz sanırım. Bu iki Fransız aynı dönemin insanları değillerdi; aynı kavramlarla düşünmediler ama buna rağmen mekan üzerine düşündükleri, sanki birbirini tamamlayan iki farklı ses gibi yankılanır. Biri görerek düşünür, diğeri düşünerek görür. Ve ikisi de aynı sorunun etrafında dolaşır: Mekân nedir? Monet’nin resimleri, ilk bakışta doğayı betimler gibi görünür. Bir bahçe, bir köprü, bir katedral… Ancak dikkatle bakıldığında, onun yaptığı şeyin temsil etmekten çok çözmek olduğu fark edilir. Mekân, Monet’ni...

2. Uluslararası Antalya Coğrafi İşaretler Zirvesi’nin Ardından: Hangi Turizm? Hangi Gastronomi?

YÜciTA (Yöresel Ürünler ve Coğrafi İşaretler Türkiye Araştırma Ağı) tarafından planlanan, ATSO’nun katkılarıyla gerçekleştirilen ve Akdeniz Üniversitesi Coğrafi İşaretler Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin de destek verdiği 2. Uluslararası Antalya Coğrafi İşaretler Zirvesi (16-17 Nisan, 2026) Antalya’nın yerel değerleriyle yeniden temas kurma çabasının önemli bir ifadesi olmuştur. Kolaylaştırıcısı olduğum ‘Turizm ve Gastronomi Birlikteliği ve Başarı Hikayeleri’ başlıklı bölümde haklı başarı örneklerini dinlerken her bir konuşmacı tarafından değinilen veya hissettirilen sorunlar üzerine ben de şu soruyu sordum: Hangi turizm? Hangi gastronomi? Bu soru, yüzeyde bir tercih meselesi gibi görünse de, gerçekte eleştirel bir perspektifle turizmin ve gastronominin ekonomi politiğini yani sistemi sorgulamak amaçlı sorulmuştur. Çünkü turizm ve gastronomi, yalnızca sektörlerle ilgili değil; değer üretiminin, bölüşümün ve mekânsal örgütlenmenin de etkin ve edilgen parçasıdır. Antalya bugün, yakla...

ESPANA MANIA:Turizmin Ardındaki Toplumsal Hikaye…

Son haftalarda Türkiye’de İspanya’ya yönelik artan bir toplumsal sempati dikkat çekiyor. Bu ilgiyi yalnızca güncel gelişmelerle açıklamak kolaycılık olur kanısındayım, daha derinde, bir ülkenin geçirdiği dönüşüme duyulan merak ve belki de örtük bir karşılaştırma ihtiyacı yatıyor. Bu nedenle, her ne kadar bir turizm yazısı kaleme almış olsak da, İspanya’yı turizm üzerinden değil, turizmi mümkün kılan toplumsal ve mekânsal dönüşüm üzerinden okumak daha anlamlı görünmektedir. 1930’lu yıllar İspanya için sert bir kırılma dönemiydi. İspanya İç Savaşı ile derinleşen kriz, ülkeyi Franco’nun yaklaşık kırk yıl sürecek otoriter yönetimine taşıdı. Bu dönem yalnızca siyasal baskılarla değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel alanın daraltılmasıyla kurumsallaştı. Ancak bu tür rejimler, her zaman kendi karşı dinamiklerini de üretiyor... 1960’lı ve 70’li yıllar, dünya genelinde olduğu gibi İspanya’da da ekonomi politik dönüşümlerin ve toplumsal hareketlerin yükseldiği bir dönemdi. Kentlerde ortay...