Ana içeriğe atla

Destinasyonun aklı…(Post-Korona Senaryoları -8) Kısaca

 



Destinasyonunuz dünyanın en güzel yeri de olsa, köklü bir kültüre de sahip olsanız, kaynaklarınız bol da olsa eğer bunu yönetecek bir stratejiniz yoksa tanıtımınızı başarıya ulaştırmanızın imkânı yoktur. Bu gerçeği Koronavirüs Salgını bir kere daha vurguladı.

Bu süreçte bütün destinasyonların salgının etkilerini giderip yeniden ayağa kalkmak ve ziyaretçi kazanma çabalarına tanık oluyoruz. Pek çok şehrimiz de turizmin önemini kavramış olarak ürünlerinin ve destinasyonlarının tanıtımını yapmak için adeta yarışıyorlar. Olması gereken de bu…Ancak bu çabaların çoğunda ne yapmak istedikleri veya nereye varmak istedikleri konusunda açık, net bir stratejinin eksikliği de görülüyor. Varsa da biz bilmiyoruz… Şehirlerin birbirlerinden esinlenerek oluşan turizm odaklanması güçlü bir strateji ve onu kararlılıkla uygulayacak kurumlardan yoksunsa hayal kırıklıklarına ve motivasyon kaybına da yol açabilir. Onca çaba, faaliyet ve maddi kaynağın iyi çalışılmış bir strateji çerçevesinde bir “akıl”, “fikir” tarafından yönetilmesi; “bir şey anlatması” gerekir. Popüler deyimle “destinasyonun hikâyesi” nin üstünde bir de “destinasyonun aklı” olması şart. Çünkü destinasyon adına yapılan çalışmalar bir “akılla” yönetilirse ve “bir şey söylüyorsa” anlam ifade edecektir. Aksi takdirde bu çabalar geçici bir etki yaratmaktan öteye geçemeyecektir.

Böyle değerlendirdiğimizde, iyi niyetli çabayla da olsa, şehirlerimizin –ister tanıtım kampanyaları diyelim ister iletişim faaliyetleri- çoğunun ayaklarının yere basmadığını, zihinlerde bir hedefe yönelmediğini söylemek lazım. Dolayısıyla zihinlere bir çivi gibi çakılan başarılı örneklerden ayrılıyorlar. Bu yanılgıya düşmemek için de öncelikle hemfikir olunmuş ve birlikte oluşturulmuş bir stratejinin varlığı kaçınılmazdır.

Şimdi, bu salgın döneminin bize verdiği “yeniden düşünme” aralığında gerçekleri ve trendi de daha iyi kavramışken destinasyon aklına sahip olmanın tam zamanıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turizm soylulaştırması ve “Kimin şehri?" Sorusu.

Soylulaştırma, varlıklı kesimlerin göçü ve yatırımına bağlı olarak bir yerin ekonomik, sosyal ve kültürel olarak dönüşmesidir. Sadece sonuçla ilgilenenler için olumlu bir şeydir çünkü çöküntü bölgelerinin yeniden imarı ve işlevlendirilmesi olarak görülür. Halbuki bu süreçte yerel halk yüksek kira ve yaşam maliyetiyle yerinden edilir; mahallenin karakteri değişir, sosyal yapılar çözülür. Kentte yaşayanların yerinden edilmesi, toplumsal ve kültürel erozyonu da beraberinde getirir. Fransız filozof Henri Lefebvre, Le Droit à la Ville (1968) eserinde “şehir hakkı”nı, piyasa güçlerine değil; kamusal, demokratik ve kolektif kullanım esasına göre şekillendirme hakkı olarak tanımlar . Özünde: şehir hakkı, kentin yalnızca metalaşmış ticarî alan değil, insanlar tarafından yaşanabilen, dönüştürülebilir bir mekân olması gerektiğini savunur; kullanım değeri, değişim değerinden önemlidir. Kentliye sadece yaşayan değil, kentine müdahale edebilen, onu yeniden üretebilen aktif bir özne olarak bakar. (...

Değişime ne kadar hazırız? (Küreselleşmenin tersine dönmesi)

Dünya, Amerikan Başkanının politikaları ile oldukça meşgulken zihinlerdeki soru ise; yeni bir sistem mi geliyor?.. Artık anlamış bulunuyoruz ki, “küreselleşme” egemen düzenin kendisi için kurduğu ve dünyaya hakim kıldığı bir araçtı ve şimdilerde yaratıcısı tarafından yok edilmeye çalışılıyor, tıpkı Dr. Jekyll ve Bay Hyde arasındaki ilişki gibi…Ancak Çin küreselleşmenin “yaramaz çocuğu” çıktı ve oyunu bozdu. Şimdi ise, düzenin egemenleri küreselleşmeyi tersine döndürmeye uğraşıyorlar… Elbette şu an tartıştığımız sistemin popüler çıktılarından biri de bu yazının konusunu oluşturan turizm endüstrisidir. Amacımız bir sendrom olarak turizmi tartışmak değil ancak ne olduğu ve bundan sonra ne olacağı konusunda konuşmanın, en azından, belirtilerini yaşadığımız değişimi anlamaya çalışmak bakımından yararlı olacağını düşündüm. Küreselleşme, 80 sonrasına damgasını vuran ekonomik, kültürel ve sosyal dönüşümlerin temel itici gücü olarak turizm sektörünü de derinden etkilemiş, -şekillendirmiştir. U...

Asıl Şimdi Güvenli Turizm Koridorları!..

  Malum, Koronavirüs yaklaşık bir yıldır hayatımızda. Geçtiğimiz yıl burada salgının turizme etkileri ile ilgili birçok yazıda yorumlar yapmış, hatta projeler sunmuştum. Turizm sektörü ile ilgili herkesin de benzer çabaları oldu. Bahsettiğim projelerden biri de geçtiğimiz Nisan ayında düşündüğüm ve Ağustos’ta bu platformda yazdığım “Güvenli Turizm Koridorları” ile ilgili (Pier to Pier Project for Safe Tourism) idi. O zamanlar birçok ülke benzer projeler geliştirdi ve uyguladı. Kimi nispeten başarılı oldu, kimi de başlamadan bitti. Ancak böyle projeler geliştirirken ülkelerin özgün durumlarını mutlaka göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bizim de kendi kurallarına göre işleyen bir turizm endüstrimiz var. Birkaç destinasyona yoğunlaşmış dar alanda yüksek turist rakamlarına dayalı bir sektörel yapıya sahibiz. Salgın şartlarında turizm faaliyetlerini sürdürürken bu yapının bazı avantajlarını da yaşadık. Örneğin geçtiğimiz yaz 4 destinasyonumuzun turist trafiğine açılabilmesi otellerimiz...