Manuel Castells, akış mekânı (space of flows) ve yer mekânı (space of places) kavramlarını, modern küreselleşme ve şehircilik bağlamında toplumsal ve mekânsal dönüşümleri açıklamak için kullanır. Akış Mekânı (Space of Flows); sermaye, bilgi, teknoloji, insanlar ve kültürel imgelerin küresel ölçekte hızlı ve sürekli hareket ettiği mekândır. Özellikleri: Ağ yapısı; internet, finansal ağlar, lojistik sistemler gibi dijital ve fiziksel ağlarla kurulur. Küresel bütünleşme; dünyanın farklı bölgelerini birbirine bağlayarak zaman ve mekân sınırlarını aşar. Soyut ve görünmez. Genellikle fiziksel bir yerle sınırlı değildir; dijital veri akışları, finansal işlemler gibi soyut süreçlerle işler. Güç ve Kontrol; çok uluslu şirketler, finans merkezleri, küresel medya ve siyasi elitler bu mekânda etkilidir.
Örneğin; Londra, New York, Tokyo gibi finans merkezleri, dijital platformlar (Google, Meta), küresel tedarik zincirleri.
Yer Mekânı (Space of Place);insanların günlük yaşamlarını sürdürdükleri, toplumsal ilişkilerin yüz yüze kurulduğu ve fiziksel olarak deneyimlenen mekândır. Özellikleri: Yerellik ve kimlik; mahalleler, şehirler, kasabalar gibi somut, belirli sınırları olan yerlerdir. Toplumsal İlişkiler; komşuluk, gelenekler, yerel kültür gibi bağları güçlendirir. bağlılık ve anlam; insanlar bu mekânlarda aidiyet hissi ve anlam arayışı geliştirir. Parçalanma riski; akış mekânının baskınlığı nedeniyle yer mekânları marjinalleşebilir, sosyo-ekonomik eşitsizlikler artabilir.
Örneğin; yerel pazarlar, mahalle kahvehaneleri, kültürel etkinlikler, geleneksel sokak dokuları.
İki Mekân Arasındaki Çatışma
Castells'e göre, günümüz dünyasında akış mekânının yer mekânı üzerindeki hâkimiyeti, kentlerde ve toplumlarda çeşitli problemlere yol açmaktadır: Yerelleşmenin zayıflaması; küresel sermaye hareketleri ve dijitalleşme, yerel ekonomileri ve kültürleri tehdit eder. Toplumsal eşitsizlik: Akış mekânında yer alan küresel elitler ve yer mekânında sıkışmış dezavantajlı gruplar arasındaki uçurum büyür. Direniş ve yeniden inşa; kentlerin ve yerel toplulukların, işlev ve anlam arasındaki ilişkiyi yeniden kurarak, küresel ve yerel dinamikleri dengeleyebilmesi gerektiğini vurgular.
Bu kavramlar, şehirlerin ve toplumların küreselleşme karşısında nasıl direnebileceği ve kendi kimliklerini nasıl koruyabileceği üzerine önemli bir teorik çerçeve sunar. Özellikle neoliberal politikalarla dönüşen şehirlerde, bu ikili mekân anlayışı, mekânsal adalet, yerel yönetim politikaları ve toplumsal hareketler açısından da kritik bir analiz sağlar.
Bu açıklamalardan kaynaklı olarak turizm hareketini değerlendirecek olursak, küreselleşmenin ürünü yaşadığımız turizmi anlamak, özellikle son yıllarda, biriken problemlerininin çerçevesini belirleyebilmek kent, çevre ve yerel yönetim konularını da hesaba katarak geniş bir açıdan farklı disiplinlerin bakışlarını değerlendirmekle mümkün olacaktır. Özellikle yeni kentsel, toplumsal hareketlerin turizme karşı geliştirdiği tavır günümüzde meselenin sadece aşırı turizm (overtourism) olarak ifade edilmesiyle çözülemeyecek kadar derin ve karmaşıktır. Castells’in kavramlarına göre akış mekanının yer mekanı üzerindeki etkisi neticesinde bu çatışmanın en belirgin olduğu alanlardandır turizm... Peki, bir çıkış yolu yok mu? Elbette var. Turizmin küresel ve yerel arasında kuracağı denge ve yeniden bir tasarım toplumsallığı ve kolektif yaklaşımı önceleyerek kent, çevre ve yerel yönetimler konularını yerküre adına öncelemekten geçmelidir.
“Kentlerdeki kaynakların dengesiz dağılımıyla ortaya çıkan ekonomik sömürüye karşı toplumsal sınıfların tepki göstermesi kentsel toplumsal hareket olarak adlandırılmıştır… 1968 yılında, sanayi toplumunun ve ekonomik düzenin sorgulanmasıyla başlayan ve 70’li yıllarda çevre, kadın, gençlik, anti-militarist ve nükleer enerji karşıtı hareketlerin hız kazanmasıyla kapitalist ekonomik sisteme ve siyasal düzene karşı eylemlerin mekanı kentler olmuştur. Küreselleşme süreciyle uygulanan yeni sağ politikaların kentler üzerindeki mekânsal, ekonomik, toplumsal-kültürel ve yönetsel etkileri bu hareketleri daha da canlandırmıştır. Kentsel toplumsal hareketlerin odaklandığı konular dönemin ilişkilerinden, ideolojik ve siyasal yapılarından etkilenmektedir.” (Keleş & Mengi, 2021, Kent Hukuku, s. 81–82) Bu açıklama, kentsel toplumsal hareketlere tarihsel ve mekânsal zemin kazandırırken, küreselleşme ve neoliberal dönüşümlerin kent üzerindeki etkisinin de fark edilmesini sağlıyor. Öte yandan günümü...
Yorumlar
Yorum Gönder