Ana içeriğe atla

Fikri Mülkiyet ve Kadınlar

 



Dünya Fikri Mülkiyet Hakları Gününün (26 Nisan) bu yılki teması kadınlar üzerine oluşturulmuş. Dünyanın her köşesindeki kadın mucitlerin, girişimcilerin ve yaratıcıların “yapabilirsin” mottosuyla yola çıktıkları ve dünyayı değiştirdikleri işlere odaklanılmış. Fikri mülkiyet hakları kadınların yaratıcılıklarını ve inovasyonu desteklemeleri açısından çok büyük öneme sahip. Kadınların yaratıcılıkları ve üretimleri ile hayatı değiştirme gücü bulunuyor. Kadınların yaratıcılık ve üretim kapasite ve kabiliyetlerine rağmen çok az kadın fikri mülkiyet sisteminden faydalanmaktadır. Bu durum büyük bir kayıp anlamına da gelmektedir. Kadınların yaratıcılık ve üretim gücü daha fazla fikri mülkiyet sistemi içine çekilebilirse bu durumdan herkes faydalanacaktır. Kadınların emeği, yaratıcılığı, üretim ve girişimcilikleri fikri mülkiyet sistemi içinde yer aldıkça koruma altına da alınmış olacaktır. Bu gerekçelerle WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Organizasyonu) bu yılki Dünya Fikri Mülkiyet Hakları Gününü kadınların girişimciliğini korumaya adamıştır.

Ülkemizde yöresel ürünler ve coğrafi işaretler alanında faaliyet gösteren ve gönüllü bir sivil toplum kuruluşu olan YÜciTA (Yöresel Ürünler ve Coğrafi İşaretler Türkiye Araştırma Ağı) 12 Nisan günü, kadınların üretimdeki gücünü desteklemek ve onlarla dayanışmasını ortaya koymak için 6 Şubat Kahramanmaraş Depreminden etkilenen bölgemizdeki kadın kooperatiflerinin temsilcilerinin katıldığı bir webinar gerçekleştirdi. “Deprem Dayanışma Buluşması-1” başlıklı programda fikri mülkiyet haklarının en bilinenlerinden olan coğrafi işaretler ve kadın kooperatifleri gündemin ilk sırasını oluşturdu. Deprem bölgesi, Prof. Dr. Yavuz Tekelioğlu’nun işaret ettiği gibi, “Türkiye’nin coğrafi işaretler kalesi” niteliğinde bir zenginliğe sahip. Bu zenginliğin en büyük işleyicisi ise kooperatiflerimiz ve üretim gücüyle kadınlarımız oluşturmaktadır. Bölgede üretimin gerilememesi ve yeniden canlanma/kalkınma için fikri mülkiyet haklarına sahip çıkılması, bunun bir unsuru olarak da coğrafi işaretlerin yönetişimi ve denetimine önem verilmesi gerekmektedir.

YÜciTA ailesi olarak Dünya Fikri Mülkiyet Günü temasında da belirtildiği gibi kadınların girişimciliklerini, yaratıcılıklarını ve üretim kabiliyetlerini desteklemeye devam edeceğiz.

(Programın tamamına https://youtu.be/ZhbK0hI_bEY linkini tıklayarak ulaşabilirsiniz.)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turizm soylulaştırması ve “Kimin şehri?" Sorusu.

Soylulaştırma, varlıklı kesimlerin göçü ve yatırımına bağlı olarak bir yerin ekonomik, sosyal ve kültürel olarak dönüşmesidir. Sadece sonuçla ilgilenenler için olumlu bir şeydir çünkü çöküntü bölgelerinin yeniden imarı ve işlevlendirilmesi olarak görülür. Halbuki bu süreçte yerel halk yüksek kira ve yaşam maliyetiyle yerinden edilir; mahallenin karakteri değişir, sosyal yapılar çözülür. Kentte yaşayanların yerinden edilmesi, toplumsal ve kültürel erozyonu da beraberinde getirir. Fransız filozof Henri Lefebvre, Le Droit à la Ville (1968) eserinde “şehir hakkı”nı, piyasa güçlerine değil; kamusal, demokratik ve kolektif kullanım esasına göre şekillendirme hakkı olarak tanımlar . Özünde: şehir hakkı, kentin yalnızca metalaşmış ticarî alan değil, insanlar tarafından yaşanabilen, dönüştürülebilir bir mekân olması gerektiğini savunur; kullanım değeri, değişim değerinden önemlidir. Kentliye sadece yaşayan değil, kentine müdahale edebilen, onu yeniden üretebilen aktif bir özne olarak bakar. (...

Değişime ne kadar hazırız? (Küreselleşmenin tersine dönmesi)

Dünya, Amerikan Başkanının politikaları ile oldukça meşgulken zihinlerdeki soru ise; yeni bir sistem mi geliyor?.. Artık anlamış bulunuyoruz ki, “küreselleşme” egemen düzenin kendisi için kurduğu ve dünyaya hakim kıldığı bir araçtı ve şimdilerde yaratıcısı tarafından yok edilmeye çalışılıyor, tıpkı Dr. Jekyll ve Bay Hyde arasındaki ilişki gibi…Ancak Çin küreselleşmenin “yaramaz çocuğu” çıktı ve oyunu bozdu. Şimdi ise, düzenin egemenleri küreselleşmeyi tersine döndürmeye uğraşıyorlar… Elbette şu an tartıştığımız sistemin popüler çıktılarından biri de bu yazının konusunu oluşturan turizm endüstrisidir. Amacımız bir sendrom olarak turizmi tartışmak değil ancak ne olduğu ve bundan sonra ne olacağı konusunda konuşmanın, en azından, belirtilerini yaşadığımız değişimi anlamaya çalışmak bakımından yararlı olacağını düşündüm. Küreselleşme, 80 sonrasına damgasını vuran ekonomik, kültürel ve sosyal dönüşümlerin temel itici gücü olarak turizm sektörünü de derinden etkilemiş, -şekillendirmiştir. U...

Asıl Şimdi Güvenli Turizm Koridorları!..

  Malum, Koronavirüs yaklaşık bir yıldır hayatımızda. Geçtiğimiz yıl burada salgının turizme etkileri ile ilgili birçok yazıda yorumlar yapmış, hatta projeler sunmuştum. Turizm sektörü ile ilgili herkesin de benzer çabaları oldu. Bahsettiğim projelerden biri de geçtiğimiz Nisan ayında düşündüğüm ve Ağustos’ta bu platformda yazdığım “Güvenli Turizm Koridorları” ile ilgili (Pier to Pier Project for Safe Tourism) idi. O zamanlar birçok ülke benzer projeler geliştirdi ve uyguladı. Kimi nispeten başarılı oldu, kimi de başlamadan bitti. Ancak böyle projeler geliştirirken ülkelerin özgün durumlarını mutlaka göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bizim de kendi kurallarına göre işleyen bir turizm endüstrimiz var. Birkaç destinasyona yoğunlaşmış dar alanda yüksek turist rakamlarına dayalı bir sektörel yapıya sahibiz. Salgın şartlarında turizm faaliyetlerini sürdürürken bu yapının bazı avantajlarını da yaşadık. Örneğin geçtiğimiz yaz 4 destinasyonumuzun turist trafiğine açılabilmesi otellerimiz...