Ana içeriğe atla

SES’İN DESTİNASYON TANITIMINDAKİ YÜKSELEN İVMESİ…




Destinasyon tanıtımında popüler olan –süreç içinde- ortamlar genel olarak videolar, resimler, yazı ve mesajlarken artık hızla sesin ve müziğin  özellikle PODCAST’in artan etkisine şahit oluyoruz.
Özellikle ABD’de podcast dinleme oranları her geçen gün artıyor. 12 yaşından büyük Amerikalıların %51’i podcast dinlemiş. (%32’si ayda en az bir kez dinliyor) Podcast dinleme oranları her yaş grubunda artış ivmesinde. Podcast dinleyicilerinin %78’i yükledikleri bölümün yarısından fazla kısmını dinlemektedirler. %52’si ise bölümün tamamını dinliyor. (Edison Research, podcast consumer reports)

En popüler audio/podcast konuları ise; müzik/haberler ve açıklamalar/eğlence/ ünlüler, dedikodu/ tarih/ spor/ ve yemek. Turizm ve seyahat ise 13. Sırada yer alıyor.

Audio podcast’ler çeşitli platformlarda yer almaktadırlar.( Libsyn, Blubrry, Buzzsproat, Podbean vb.) Dinleyiciler podcastlere çeşitli aplikasyonlardan ve ortamlardan ulaşabilirler (Apple podcast, ıtunes, Google podcast, spotify vb.)

Bu anlamda destinasyonunuzun iletişimine podcast ile yardımcı olmadan önce bir analiz ve planlama yapmakta yarar var. Podcast’in size nasıl yardımcı olacağını iyi etüt etmelisiniz. Bir içerik planlaması yapmak şart ve bunu dönemsel olarak planlayabilirsiniz. Podcast’in stratejinizi nasıl destekleyeceğini görmeli, uzun vadeli tanıtım amaçlarınıza yardımcı olacak analizi yapmalısınız.

Her şeyden önce şunu unutmamak gerekir ki; podcast’iniz  açıklayıcı ve bilgi verici olduğu kadar ilham verici de olmalı, insanların sizi ve destinasyonunuzun hikayelerini dinlemesini sağlayacak içerikler üretmelisiniz.

2 Şubat 2020, Ankara

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

‘Kent Hakkına’ Sinemasal Bir Atıf…

Robert Guédiguian’ın And the Party Goes On filmi, 5 Kasım 2018’de Marsilya’nın* Noailles semtinde yaşanan iki binanın çöküşü sonucu sekiz kişinin ölümüyle yaşanan trajediyi, sadece yerel bir felaket olarak değil, neoliberal kent politikalarının insani sonuçlarını görünür kılan bir toplumsal yara olarak ele alır. Film, kentsel mekânın yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda etik ve politik bir alan olduğunu hatırlatıyor. Homeros’un büstünün yer aldığı meydanda mahalle sakinlerinin bir araya gelerek metin okumaları, sinematografik olarak bir kamusal yas ve tanıklık ritüeli oluştururken günümüz Kentsel Toplumsal Hareketlerine de bir katkı niteliğinde. Bu sahne, Henri Lefebvre’in “kent hakkı” kavramını çağrıştıracak biçimde, kentte var olma ve söz söyleme hakkının geri kazanılmasını temsil etmektedir. Homeros’un büstü burada sembolik bir figürdür: Antik destanların kahramanlarını yücelten bir kültürün, günümüzün yoksul kent sakinlerini de destansı bir direniş öznesi hâline getirme çabası h...

Bir de böyle düşünmek mümkün: Turizmin Krizi Derinleşiyor…

Bu yazıyı son zamanlarda turizmle ilgili yaşadıklarımızı ve toplumun gündemini oluşturan konuları baz alarak kaleme aldığımı belirtmeliyim. Açık kaynaklar tarandığında turizme yönelik eleştirel bir tavrın arttığı görülüyor. Bu nedenle ‘her iyiliğin kaynağı olarak görülen turizm’ anlayışının karşısında farklı bir bakış açısını da göstermekte fayda var. Akademide son yıllarda, özellikle gelişmiş kapitalist ülkelerde, turizme eleştirel bakış yükseliyor. Eleştirel bakış turizm kapitalizmini tüm yönleriyle değerlendirirken özellikle sosyal etkilerin üzerinde ayrıca durmakta. Aşağıda genel anlamda bu görüşlere değiniyorum. Bu tartışma, problemlerimizi çözüp ihtiyaçlarımızı karşılamamızda olumlu bir yöne evrilmemize katkı sağlayacaktır. Türkiye’nin turizm serüveni 1970’li yıllardan itibaren, Dünya Bankasının da desteğiyle, devlet-sermaye işbirliğiyle şekillenen bir kalkınma stratejisinin parçası olarak başladı. İlk etapta döviz girdisi sağlamaya yönelik bir araç olarak kurgulanan turizm, z...

Turizm sorunsalı…

Ülkemizde (Global olarak da düşünebiliriz) turizmin yıllardır benzer sorunları üretmesinin, bir türlü istikrar kazanamamasının ve neredeyse her sezon yeni bir krizle karşı karşıya kalmasının ardında sanıldığından çok daha derin bir neden yatıyor. Bu neden, turizmin politik bir alan olarak görülememesi, aksine ısrarla siyasal tartışmalardan arındırılmış, teknik bir mesele gibi sunulan bir alan hâline getirilmesidir. Oysa turizm, doğası gereği son derece politik bir faaliyettir; çünkü mekânı dönüştürür, kültürü dönüştürür, sosyal ilişkileri ve yaşam biçimlerini yeniden kurar, çevreyi etkiler, yerel halkın gündelik hayatını değiştirir ve ekonomik kaynakların dağılımını belirler. Buna rağmen Türkiye’de turizm, adeta sadece ekonomik bir mühendislik konusuymuş gibi değerlendirilmekte, turizmcilerin alanına hapsedilmekte ve toplumsal etkilerinin konuşulması çoğu zaman tercih edilmemektedir. Bu depolitizasyonun en görünür biçimi, turizmin teknik diller ve uzmanlık kavramlarıyla çerçevelenmes...