Ana içeriğe atla

SAKURA VE DORAYAKİ…

 


Bir film farklı açılardan yorumlanabilir. Türkçeye ‘Umudun Tarifi’ olarak çevrilen ‘Sweet Bean’ adlı 2015 yapımı Japon Filminin konusu çarpıcı bir insan hikâyesi olarak öne çıkıyor ancak film Japon mutfağına ait bir ‘tarif’ ve Japonya imajının güçlü ögelerinden ‘sakura’ vurgusuyla kültürün açık bir gösterimini de bizlere sunuyor. Bu bakımdan çok iyi bir seyahat filmi; filmle ilgili yapılan eleştiri ve yorumlarda bu noktaya değinilmediği için ben de bu konuya değineyim istedim.


Fimdeki tarif, ‘Dorayaki’ bir Japon tatlısı. Kiraz ağaçlarıyla kaplı bir sokağın köşe başında yer alan küçük bir dükkânda Dorayaki satıcısı orta yaşlarda bir adamın yaşlı bir kadınla tesadüfi karşılaşmasıyla Dorayaki tarifinin büründüğü anlatımın gücünü görüyoruz. Dorayaki'nin yapımında gösterilen özen yaşlı kadının Azuki Fasulyeleri hakkında söylediği “Bu dünyada her şeyin anlatacak bir hikâyesi vardır” sözüyle çok çarpıcı bir şekilde aktarılıyor. Sakura zamanı Kiraz Ağaçlarının güzelliği izleyiciyi adeta büyülüyor… Hikâye bu ortamda anlatılıyor, doğadaki her canlıya olan saygı ve özen açıkça ifade edilmiş. Bu nedenle film aynı zamanda ‘çevreci’ bir özellik de taşıyor. Bu filmde insan ilişkileri, toplumsal yaralar, mutfak, kültür, seyahat ve çevre konuları özenle anlatılmış, tavsiye ederim.



Okuyucuya not: Japonya popüler bir turizm destinasyonu olma yolunu 2000'li yılların başında ortaya koyduğu yeni ülke stratejisi ve yeni kurumlarıyla başlattı. Şimdi ise hedeflerine bir bir ulaşıyor. O yıllardan bu güne hatırı sayılır gelir ve ziyaretçi artışı yakaladı. Bu gelişmelerle paralel yeni destinasyonlarını devreye alırken gastronomi ve sinema gibi markasının güçlü ögelerini de ustalıkla kullanıyor. Blog'ta yayınlanan diğer 'Japonya'  etiketli yazıları da okuyabilirsiniz.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turizm sorunsalı…

Ülkemizde (Global olarak da düşünebiliriz) turizmin yıllardır benzer sorunları üretmesinin, bir türlü istikrar kazanamamasının ve neredeyse her sezon yeni bir krizle karşı karşıya kalmasının ardında sanıldığından çok daha derin bir neden yatıyor. Bu neden, turizmin politik bir alan olarak görülememesi, aksine ısrarla siyasal tartışmalardan arındırılmış, teknik bir mesele gibi sunulan bir alan hâline getirilmesidir. Oysa turizm, doğası gereği son derece politik bir faaliyettir; çünkü mekânı dönüştürür, kültürü dönüştürür, sosyal ilişkileri ve yaşam biçimlerini yeniden kurar, çevreyi etkiler, yerel halkın gündelik hayatını değiştirir ve ekonomik kaynakların dağılımını belirler. Buna rağmen Türkiye’de turizm, adeta sadece ekonomik bir mühendislik konusuymuş gibi değerlendirilmekte, turizmcilerin alanına hapsedilmekte ve toplumsal etkilerinin konuşulması çoğu zaman tercih edilmemektedir. Bu depolitizasyonun en görünür biçimi, turizmin teknik diller ve uzmanlık kavramlarıyla çerçevelenmes...

Bir de böyle düşünmek mümkün: Turizmin Krizi Derinleşiyor…

Bu yazıyı son zamanlarda turizmle ilgili yaşadıklarımızı ve toplumun gündemini oluşturan konuları baz alarak kaleme aldığımı belirtmeliyim. Açık kaynaklar tarandığında turizme yönelik eleştirel bir tavrın arttığı görülüyor. Bu nedenle ‘her iyiliğin kaynağı olarak görülen turizm’ anlayışının karşısında farklı bir bakış açısını da göstermekte fayda var. Akademide son yıllarda, özellikle gelişmiş kapitalist ülkelerde, turizme eleştirel bakış yükseliyor. Eleştirel bakış turizm kapitalizmini tüm yönleriyle değerlendirirken özellikle sosyal etkilerin üzerinde ayrıca durmakta. Aşağıda genel anlamda bu görüşlere değiniyorum. Bu tartışma, problemlerimizi çözüp ihtiyaçlarımızı karşılamamızda olumlu bir yöne evrilmemize katkı sağlayacaktır. Türkiye’nin turizm serüveni 1970’li yıllardan itibaren, Dünya Bankasının da desteğiyle, devlet-sermaye işbirliğiyle şekillenen bir kalkınma stratejisinin parçası olarak başladı. İlk etapta döviz girdisi sağlamaya yönelik bir araç olarak kurgulanan turizm, z...

Gastronomi Turizmi. Ama Nasıl?

  Turizme ilişkin yazılarımın omurgasını oluşturan görüşlerden belki de birincisi turizmin inter disipliner yapısına da uygun olarak "yer" ile bağlantısına vurgu yapmaktır. Bu aslında başta kültür olmak üzere pek çok şeyi içine alan bir yaklaşımdır. Turizmin yerle (coğrafyayla) bağlantısı işin doğası gereğidir ve çağdaş yaşamda geliştirilmesi ve ürüne dönüştürülmesi gereken de bir şeydir. Bunu başarıyla gerçekleştiren yerler (destinasyonlar) turizmde öne çıkar ve markalarını kabul ettirerek her türlü faydayı elde edebilirler. Bu noktada en güçlü ortaklıkların başında ise gastronomi ile olan gelmektedir; gastronominin turizmle ilişkisi doğaldır ve gereklidir. Ülkemizdeki duruma bakacak olursak; gastronomi alanında ve gastronomi ile turizm ilişkisini doğru tasarlayabilmek adına pek çok çalışmanın yapıldığını, en azından böyle bir niyet olduğunu söylemek mümkün. Bu niyetin olduğunu Kamunun turizm ile ilgili strateji belgelerinde ve kalkınma planlarında da görebiliriz. Gene...